Thursday, December 22, 2005

The Reality of Love : Will you mary me?

Dün yine dertli bir kadın dizlerimde ağladı. Onulmaz acılarla yanıyordu adeta. Evet haklısınız biraz abartım. Ama onların abartma tozlarının yanında benimki leblebi tozu kalır.

Böyleleri hep beni mi buluyor bilmem. Hani ben de açıveriyorum ya ağzımı. İçeriği utanç verici olan, ücra detaylara dalıyorum ya paldır küldür. Dünkü kadın ağlaya ağlaya derin meselelerle (söylemesi ayıp "karı-kız" işleri derler) bana bir güzel rahatsızlık verdi. Uğurlarken "Oh ne iyi ettin de geldin" dememe rağmen, gelecek bir yıl içerisinde tekrar yüzünü görmek is-te-mi-yo-rum!

Yanımda salya sümük ağlayan kadınların çoğunda garip bir özellik tespit ettim. Hadi neyse, bugünlük genelleme küreğini çok doldurmayayım; bazıları böyle olsun... Hatta birkaç tanesi... Hatta hiç olmasın ben arka nahiyemden bildiriyorum...

Etrafımda fiziksel şiddet gören kadınlar yok. Aslında şiddet gören arkadaşlarım var ama onların bundan şikayetçi olduklarını söyleyemem. Hatta darbelerin şiddetli olmamasından şikayet edenlere bile rastladım. Bu yüzden benim tespit biraz güdük kalıyor anlayacağınız. Bizimkilerin tuzu kuru. O genç, aykırı çocukların "Bir derdim var" şarkısı var ya, işte onu bağıra çağıra söylemelerine rağmen, ortalama bir Türk kadınının karşılaşmakta olduğu sorunlara kıyasla devede kulak kalıyor.

Bu dertsiz kalma hastalıklarından mıdır bilmem, bizimkilerin gözyaşlarının arkasında garip bir durum var. Birincisi bunlar -dünkü de böyleydi- erkek arkadaşlarına zerre ilgi göstermiyorlar. Bir olur, iki olur... Çocuk dayanamıyor. Arkasından koşmayı, canım cicimleri bırakıyor tabi.

Sonra, bu tamponu kalkıklar ilginin kesildiğini, eskisi gibi en pms tavırlarına bile "Olsun hayatım"lar alamadıklarını anlayınca bozuluyorlar. Ama inat bu ya, iyice terslemeye başlıyorlar çocukları. Bir yandan da "Neden böyle yapıyor neden ilgilenmiyor" diye soruyorlar kendilerine...

E doğal olarak çocuğun gözü kayıyor dışarıya. Yani anlayacağınız göz göre göre savuruyorlar çocukları başka kollara.

Aslında çocuğun içinde fesatlık da yok. Öyle uzakta da aramıyorlar. En yakında kim boş hemen bir sıra kayıveriyorlar. Sevgilisinin en yakın kız arkadaşında alıyorlar soluğu. Bu "en yakın" denen "yelloz"da da -o öyle diyor- hiç mide yok anlaşılan, seve seve kabul ediyor geleni. Aslında gizli saklı ya durum, onun çekiciliğine kapılıyor birazcık da...

E uzun sürer mi hiç bu Bermuda şeytan üçgeni... Bozuluyor... Bizim kız öğreniyor bunların ilişkisini, sonra basıyor "en yakın" kız arkadaşının evini. Küfürlerin biri bin para. Sanırsın, İstanbul'un en azılı mafya babası. Ek olarak tekme tokat girişiyor kıza. Saçını başını yoluyor.

... Ve sonra, bu değme kabadayılara taş çıkartacak kadın geliyor benim dizlerimde zırlaya zırlaya bir hal oluyor... Sanki dayağı o yemiş de, mor gözle ağlıyor... Aynı cinsten olmamıza rağmen, bu nasıl bir duygudur, bu nasıl bir mantıkdır hala anlamış değilim...

Bu arada bizim bilgisayar manyağı sonunda burayı kaydettirmiş blog kardeşliğine. Erkek arkadaşı evlenme teklif etmiş de bana söylemeye koşmuş gibi girdi eve. "Müjde müjde..." diye haykırışının ardından "kaydettirdim" gibi bir şey çıkınca, okumakta olduğum dergiye geri döndüm. O hiç bozmadan derginin arkasından ballandıra ballandıra anlattı. Ama ben yine "hı hı"dan başka karşılık vermedim...

Bu kadar emeğinin karşılığında buradan onun blogunun reklamını yapmam lazım aslında ama "Körler sağırlar birbirlerini ağırlar" olmasın. Baştan antlaşma yaptık zaten. "Öyle yayılsın istemiyorum" dedim, "İşim başımdan aşkın, ordakilerle baş edemiyorum bir de nettekilerle mi uğraşacağım".

"Ay şekerim" ile başlayan yorumlar yapmayacağız bloglarımıza. Öyle karşılıklı atışmalar da yok... "Kabul ediyor musun?" dedim. Boynunu büktü. "E tabi ne de olsa sen yeterince e-mail alıyosun di mi!! Ne olur sanki biraz da ben meşhur olsam". "Yok" dedim, "İşine gelirse..."

TB

3 Comments:

Anonymous ASLI said...

Ben de seni blog kardeşliğinden buldum.

Ben gelemem öyle dizlerimde ağlanmasına, ruhum daralır.Hele ilişkilerin detayına girmekten hiç hoşlanmıyorum,bazıları zorla anlatır ya,kaçacak delik ararım.

3:22 PM  
Blogger jelatin said...

Arada bir toplanıyormuş blog kardeşliği, ama bir günden bir güne toplanıp doğumgünlerinde hediye aldıklarını görmedim. Ama iyi. Sıkıldıkça çıkırt çıkırt atlayarak geziniyoruz. Hoşgeldiniz efendim.

Açıksözlü olayım mı? Tarzınız değişmiş gibi geliyor bir süredir. Kafamda da "Acaba Tuğçe Baran el mi değiştirdi?" soruları şekilleniyor. (Selahattin Duman'dan Ahmet Hakan'a... - hoh hoh) En güncel dedikoduların başköşesi EkşiSözlük sağ olsun, girip bakıyor yönleniveriyorum buraya.

En nihayetinde çoğumuzda paranoyaklık dorukta!

11:25 AM  
Anonymous Anonymous said...

mary ayse fatma

7:25 AM  

Post a Comment

Links to this post:

Create a Link

<< Home