Blog Entertainment Tonight
Akşam yemeğinin hemen ardından bir ağırlık çöker ya insanın üzerine, o anda ağızdan salyalar akıta akıta uyuyacaksın arkadaş! Dinlemeyeceksin hiç anneyi, arkadaşı, doktoru filan... Yok sağlıksızmış, yok karaciğer çalışmazmış...
Ama yoook... Sanki tüm İstanbul'da alarm verildi ya; "Dikkat, dikkat! Tüm ekipler, bir adet yemek sonrası uyuklama vakası..."
Din dong...
Kurye elemanı. Ofisten bir kucak yazı... Neymiş efendim acilmiş... Bu arada kurye elemanları da pek değişmiş görmeyeli. Ya da ben hep gündüz çalışanlara denkgeldiğimden midir nedir? Söylemesi ayıp yaşlı!
70li yılların modasına benzer, uzun saplı bir heybe çantayı boynuna asmış, zor taşıyor. Bir de adam baya, bildiğimiz pala bıyık taşıyor burnuyla ağzı arasında yahu. Ben imzayı atarken, işaret parmağının üzeriyle bıyıklarının altını şöyle bir çizdi. Böyle bir manzarayla karşılaşınca ister istemez ağzımdan minik bir "Aman yarabbi!" çıktı. Başımı, gözlerimi nereye kaçıracağımı bilemedim. Sonra yahu ben neden utanıyormuşum diye düşünerek kafamı kaldırıp gözlerinin içine bakmayı düşündüm. Yok. Olmadı. Terliklerime bakarak uzattım kağıdını. Sonra öksüre öksüre gitti.
Gelen yazıları attım masaya umursamadan... Sıraları bozuldu... Masanın üzerine 52 kartları gibi yayıldılar. Bir nebze dağılan o tatlı uyku halini geri kazanmak için bir adet batteniyeyi sırtıma alıp, geçtim televizyonun karşısına. Kovboy gibi, kolumu battaniyenin altından çıkarıp, kumandayla televizyonu seri ve küçük hareketlerle vuruyordum. Değiş! Değiş! Geç! Üff!
Sağa sola bakınmaya başladım. Ne arıyorsam? Uyu işte. Yok. Kaçtı bi kere. Aklıma dolaptaki keşkül geldi. Ama yememeliydim. Denizde sağa sola salınan dubalar gibi oldum yahu... Yeter artık... Yok, irade falan yok bende. İrade yok ama bol bol üşengeçlik var. Beyinden tatlıyı alma iznini zor bela aldık ama üşengeçlik yüzünden sıcacık battaniye altından çıkmaya, mutfağa kadar yürümeye üşeniyorum. Tam o sırada, ding donnng...
Tatlı hediyeli mutfağa bile gitmeye üşenen ben, şimdi bu çalan kapıyı açmak zorundaydım. Bu kim şimdi bu saatte diye söylene söylene açtım kapıyı. Arkadaşım. Sanki hararetli bir sohbetin tam ortasındaymışız gibi hiçbir ucundan tutamadığım bir şeyler anlata anlata girdi içeri. Elim hala açtığım kapıda, arkasından ona bakıyorum. Elini kolunu sallaya sallaya anlatıyor. Yok belli ki çok dolu. Anlattıkça anlatıyor. O anda anlıyorum şekerlemenin suya gittiğini. Hem tatlıdan da oluyorum. Yarısı yenmiş tatlı hiç misafire ikram edilir mi?
İçeriye girdiğinden beri aralıksız, makinalı tüfek gibi saydırdığı cümlelerinin hızını kesmeden üzerimdeki batteniyeyi ve kaloriferleri soruyor, ardından duruyor. Yok önemli bir şey değil diyerek geçiştiriyorum.
Tekrar kaldığı yerden devam ediyor ateşe. Ama bu kez anlattığı şey farklı. Bir gruptan mı, bir dernekten mi ne bahsediyor ama seçemiyorum. Bilgisayardan anlayan gözlüklü tiplerin hepsi de böyle mi olur bilmiyorum ama bizimki böyle işte. Sanki kendi kendine konuşuyor. Manyak kız bi soluklan da doğru dürüst anlat şunu. Bilgisayar kurdu erkeklere özendiği için gözlük taktığından şüpheleniyorum zaten. 0,25 gözlük takan mı kalmış memlekette...
Sonra yoruluyor sanırım. Hemen eliyle koymuş gibi, laptopumu koltuğun altından alıyor ve hemen açıyor. Kokusunu aldı herhalde makinanın! Ne? N'oluyor diyorum, "dur dur göstericem"den başka bir şey demiyor. Blog diyor kardeş diyor... En sonunda yumurtluyor; http://www.blogkardesligi.com
Neymiş efendim, blogların kardeşliğiymiş. Yok yüzük kardeşliği... Bırak allah aşkına diyorum, şu film de ne çok çocuğu etkiledi yahu. Bir araya geliyorlarmış, toplanıyorlarmış, birbirlerini destekliyorlarmış... Ben de aralarına katılmalıymışım. Bir de alemi ( http://www.bloglaralemi.com ) varmış. O aleme de girmeliymişim. Bu blog sahipleri ne renkli insanlarmış yahu... Kan kardeşler, alemlere akmalar falan... Ben günlük hayatımda aleme akamıyor olmanın sıkıntısını yaşarken bir de sanalını mı çıkardınız başıma...
Hayır diyorum. Ne işim var benim çoluk çocuğun arasında. Yok illa kaydedicem seni diyor. Zor bela ikna ediyorum "sonra sonra" diye. Hipnotize olmuş gibi kız yahu. Sanki titan saadet zinciri. Beni kaydedince ihya olacak!
Ne şekerleme kaldı, ne tatlı kaldı, ne huzur kaldı... Benim size tavsiyem yemekten sonra o mayhoş uyku mu bastırdı tatlı tatlı, kilitleyin kapıyı, pencereyi, çekin telefonun fişini, kapatın ışıkları, açın televizyonu, girin battaniyenin altına...
Hadi kapatıyorum, pil bitiyor...
TB
Ama yoook... Sanki tüm İstanbul'da alarm verildi ya; "Dikkat, dikkat! Tüm ekipler, bir adet yemek sonrası uyuklama vakası..."
Din dong...
Kurye elemanı. Ofisten bir kucak yazı... Neymiş efendim acilmiş... Bu arada kurye elemanları da pek değişmiş görmeyeli. Ya da ben hep gündüz çalışanlara denkgeldiğimden midir nedir? Söylemesi ayıp yaşlı!
70li yılların modasına benzer, uzun saplı bir heybe çantayı boynuna asmış, zor taşıyor. Bir de adam baya, bildiğimiz pala bıyık taşıyor burnuyla ağzı arasında yahu. Ben imzayı atarken, işaret parmağının üzeriyle bıyıklarının altını şöyle bir çizdi. Böyle bir manzarayla karşılaşınca ister istemez ağzımdan minik bir "Aman yarabbi!" çıktı. Başımı, gözlerimi nereye kaçıracağımı bilemedim. Sonra yahu ben neden utanıyormuşum diye düşünerek kafamı kaldırıp gözlerinin içine bakmayı düşündüm. Yok. Olmadı. Terliklerime bakarak uzattım kağıdını. Sonra öksüre öksüre gitti.
Gelen yazıları attım masaya umursamadan... Sıraları bozuldu... Masanın üzerine 52 kartları gibi yayıldılar. Bir nebze dağılan o tatlı uyku halini geri kazanmak için bir adet batteniyeyi sırtıma alıp, geçtim televizyonun karşısına. Kovboy gibi, kolumu battaniyenin altından çıkarıp, kumandayla televizyonu seri ve küçük hareketlerle vuruyordum. Değiş! Değiş! Geç! Üff!
Sağa sola bakınmaya başladım. Ne arıyorsam? Uyu işte. Yok. Kaçtı bi kere. Aklıma dolaptaki keşkül geldi. Ama yememeliydim. Denizde sağa sola salınan dubalar gibi oldum yahu... Yeter artık... Yok, irade falan yok bende. İrade yok ama bol bol üşengeçlik var. Beyinden tatlıyı alma iznini zor bela aldık ama üşengeçlik yüzünden sıcacık battaniye altından çıkmaya, mutfağa kadar yürümeye üşeniyorum. Tam o sırada, ding donnng...
Tatlı hediyeli mutfağa bile gitmeye üşenen ben, şimdi bu çalan kapıyı açmak zorundaydım. Bu kim şimdi bu saatte diye söylene söylene açtım kapıyı. Arkadaşım. Sanki hararetli bir sohbetin tam ortasındaymışız gibi hiçbir ucundan tutamadığım bir şeyler anlata anlata girdi içeri. Elim hala açtığım kapıda, arkasından ona bakıyorum. Elini kolunu sallaya sallaya anlatıyor. Yok belli ki çok dolu. Anlattıkça anlatıyor. O anda anlıyorum şekerlemenin suya gittiğini. Hem tatlıdan da oluyorum. Yarısı yenmiş tatlı hiç misafire ikram edilir mi?
İçeriye girdiğinden beri aralıksız, makinalı tüfek gibi saydırdığı cümlelerinin hızını kesmeden üzerimdeki batteniyeyi ve kaloriferleri soruyor, ardından duruyor. Yok önemli bir şey değil diyerek geçiştiriyorum.
Tekrar kaldığı yerden devam ediyor ateşe. Ama bu kez anlattığı şey farklı. Bir gruptan mı, bir dernekten mi ne bahsediyor ama seçemiyorum. Bilgisayardan anlayan gözlüklü tiplerin hepsi de böyle mi olur bilmiyorum ama bizimki böyle işte. Sanki kendi kendine konuşuyor. Manyak kız bi soluklan da doğru dürüst anlat şunu. Bilgisayar kurdu erkeklere özendiği için gözlük taktığından şüpheleniyorum zaten. 0,25 gözlük takan mı kalmış memlekette...
Sonra yoruluyor sanırım. Hemen eliyle koymuş gibi, laptopumu koltuğun altından alıyor ve hemen açıyor. Kokusunu aldı herhalde makinanın! Ne? N'oluyor diyorum, "dur dur göstericem"den başka bir şey demiyor. Blog diyor kardeş diyor... En sonunda yumurtluyor; http://www.blogkardesligi.com
Neymiş efendim, blogların kardeşliğiymiş. Yok yüzük kardeşliği... Bırak allah aşkına diyorum, şu film de ne çok çocuğu etkiledi yahu. Bir araya geliyorlarmış, toplanıyorlarmış, birbirlerini destekliyorlarmış... Ben de aralarına katılmalıymışım. Bir de alemi ( http://www.bloglaralemi.com ) varmış. O aleme de girmeliymişim. Bu blog sahipleri ne renkli insanlarmış yahu... Kan kardeşler, alemlere akmalar falan... Ben günlük hayatımda aleme akamıyor olmanın sıkıntısını yaşarken bir de sanalını mı çıkardınız başıma...
Hayır diyorum. Ne işim var benim çoluk çocuğun arasında. Yok illa kaydedicem seni diyor. Zor bela ikna ediyorum "sonra sonra" diye. Hipnotize olmuş gibi kız yahu. Sanki titan saadet zinciri. Beni kaydedince ihya olacak!
Ne şekerleme kaldı, ne tatlı kaldı, ne huzur kaldı... Benim size tavsiyem yemekten sonra o mayhoş uyku mu bastırdı tatlı tatlı, kilitleyin kapıyı, pencereyi, çekin telefonun fişini, kapatın ışıkları, açın televizyonu, girin battaniyenin altına...
Hadi kapatıyorum, pil bitiyor...
TB

3 Comments:
Bu iki siteye de üye olmalıdısınz bence cunku turkiyede bloglsr onlardan soruluyor
Hastanızım tuğçe hanım, bu blog diskosunda benimle dansedermisiniz... lütfen
blog kardesligine hosgeldiniz :)
Post a Comment
Links to this post:
Create a Link
<< Home